Kimseyi beklemediğiniz bir zamanda kapınızın zili çalıyor. ''Hayırdır inşallah!'' diyerek kapıya yöneliyorsunuz. ''Kim o?'' diye soruyorsunuz. Cevap yok. Sorunuzu 1-2 kez daha tekrarlıyorsunuz. Yine cevap yok. Bir an tereddüt ediyorsunuz. ''Acaba, zil sesi duyar gibi mi oldum?'' diye. Koltuğunuza tekrar oturmak için geri adım atıyorsunuz. O da ne? Kapı zili yeniden çalıyor. Olduğunuz yerde duruyorsunuz. Kendi kendinize ''Bu kez doğru mu işittim?'' diye soruyorsunuz. Kapı zili bir kez daha çalıyor. ''Kim o?'' diye yeniden soruyorsunuz. Cevap yok. Aklınızdan olumsuz düşünceler geçiyor. Cesaretinizi topluyorsunuz. Kapıyı açıyorsunuz. Karşınızda, ayakta durmakta zorlanan yaşlı bir kadın var.
''Buyrun kimi istemiştiniz?''diye soruyorsunuz. Yaşlı kadın, yorgunluktan yere oturuyor. ''Bu da kim?Ne istiyor acaba?'' diye düşünüyorsunuz. Yaşlı kadın o kadar yorgun ki; başını kaldıracak gücü yok. Yanına çömeliyorsunuz. ''Teyze birine mi bakmıştın?'' diye soruyorsunuz. Yaşlı kadınla göz göze geliyorsunuz. Onun gibi siz de sessiz kalıyorsunuz. Saatlerce sürmüş gibi gelen bekleyiş, yaşlı kadının konuşmaya başlamasıyla sonuçlanıyor.
''Evladım!'' diyor yaşlı kadın, ''Çok uzak yerden geliyorum. O kadar çok susadım ki; konuşmakta zorlanıyorum. Bana bir bardak su verir misin?''
İnsanlara yardım etmeyi seviyorsunuz. Bir bardak suyu ikram etmenin de ne kadar sevap olduğunu biliyorsunuz. Yine de bir an yaşlı kadının isteğini yerine getirme konusunda tereddüt ediyorsunuz.Çünkü öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki; insanların iyi niyetini suistimal edenler, etrafta kol geziyor.
Kendi kendinize ''İnsanlık bende kalsın.'' diyorsunuz. ''Teyze, sen 1-2 dakika bekle lütfen. Ben, sana su alıp geliyorum.'' diyerek mutfağa yöneliyorsunuz.
Çok geçmeden bir elinizde bardak, diğerinde sürahiyle yaşlı kadının yanına dönüyorsunuz.
Yaşlı kadın, bir bardak suyu içtikten sonra ölülerinize rahmet okuyor, size de hayır dua ediyor. Sonra elini yamalı elbisesinin cebine uzatıyor.
''Evladım!'' diyor yaşlı kadın, elindekileri size uzatarak. ''Sen beni susuzluktan kurtardın. Bende sana birinde çirkin, diğerinde güzel yazan kartları vermek istiyorum.'' Onu kıramaz, şaşkın halde elindeki kartları alıyorsunuz.
Yaşlı kadın konuşmasına devam ediyor. ''Sana verdiğim bu kartları, en değerli varlığınmış gibi koru. Çünkü bu kartlar, senin geleceğine yön verecek. Kartları öyle bir sıraya göre diz ki; bu senin bundan sonraki yaşantını belirlesin.''
İnancı olanlara soruyorum. Geleceğinize yön verecek bir sıralamada kartları nasıl dizerdiniz? Güzel ve çirkin olarak mı? Yoksa Çirkin ve Güzel olarak mı? Sıralamayı neye göre yapardınız?
|